Backwater

Posted by Mehmet Sinan Güvenç | Posted in , | Posted on 02:23

0

Backwater from Michael Fisher on Vimeo.


Starring:
John Kiedaisch
Julia Watson

Directed by:
Michael Fisher

Music:
Shostakovich
Piano Quantet In G Minor, Opus 57
Performed by Talich Quartet

Rutin Hayat Bu En Büyük Girdap

Posted by Mehmet Sinan Güvenç | Posted in | Posted on 09:44

0




Athena'nın Sende Yap şarkısında geçen bir söz.

Bugün ayın 18'i. İşe gireli tam bir ay oldu. Bir ay boyunca mutluluk grafiğim de tepeden aşağıya doğru bir iniş var. İlk başta evet doğru işteyim çünkü Melih (YBE Bascımız) ile aynı yerdeyim daha ötesi var mı? diye düşünüyordum. Hala öyle düşünsem de iş yerinde ki diğer faktörleri göz ardı edemiyorum. Velhasıl o sorunlar bende kalmaya devam etsin.

Şunu demeye çalışıyorum aslında. Bir aydır hatrı sayılır ölçüde gitar çaldım. Onu da geçtim çok az müzik dinledim. Mp3 ün kulaklığı yok o da büyük etken oldu. Ama çok özlemişim müzik dinlemeyi. Kickler, Distorsionlar, Baslar...

Sesini de açtım sonuna kadar.

Biraz Opeth
Biraz Russian Circles
Biraz Riverside
Biraz Tool
Biraz Dredg

ohh be hayat budur diyesim geldi.

Seni seviyorum be müzik benden uzak durma ne olur!

anatolianrock.com

Posted by Mehmet Sinan Güvenç | Posted in | Posted on 07:54

0

Siteyi bilmeyen yoktur sanırım. Bizim Yağmurun Bukalemun Etkisi grubunun bir ara adını Fragman yapmıştık sonra yanlış mı yaptık dedikten sonra grubu geçici bir süre yada daimi olarak tekrar ybe ye emanet ettikten sonra öylesine google da Fragman yazıp aratınca Fragman isimli mersinli bir grubun varlığını öğrendim ve bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum. 

O grubun isminin Fragman olduğuna çokta üzülmedim açıkçası itiraf niteliğinde olacaksa olsun bizi yansıtmayan bir isim Fragman. Velhasıl mersinli arkadaşlara başarılar diledikten sonra siteye uzun zaman sonra tekrar uğramanın merakı ile "ulen acaba yeni neler var" diye bakındım. Üç beş gruba baktım. Siteye baktım. Üç beş gruba tekrar baktım. Tekrar siteye baktım. Sonra dedim ki 10 yıl geçse de bu site ve grupların tarzları aynı kalacak değişmeyecekler dedim. 

Grup ismi vererek eleştirmiyorum zaten hangisini açsanız aynı şeyi yapıyorlar. Bildiğimiz Anadolu Rock riffleri, hatta o değişmeyen solo gitar tonları ve kalıplar hatta ve hatta kendini cem karaca zanneden vokaller ... Dünyanın en iyi Anadolu Rock grubu da olsalar mentalite olarak ilerlemeyi değil olduğu yerde durup heavy metalci tipin de anadolu rock yapma gayretin de olan kişilerin ya yaptıkları işi önemsemediği yada gerçekten onların çevresinde "abi sen kralsın" diyen bir çok kötü eleştirmenin olduğunu düşünüyorum. Öyle ya biz insanlar poh pohlanmayı seviyoruz. 

Beni geren nokta Anadolu Rock'ın kendisi değil. Bu tarzı icraa edenlerin kendini geliştirmemesi. Ya kardeşim tamam eyvallah müthiş hızlı parmakların var, güzel bir sesin var. Kısacası elinde türlü imkanların var. Gördüğüm kadarıyla çoğunda da iyi gitarlar ve ekipmanlar var. Hatta klibi olanları bile gördüm. Öyle dandik falan değil ha baya klip. Ama hepsi aynı. Beş dakika olmadı bakalı ne isimlerini, ne de şarkılarını hatırlıyorum. Çünkü aynılar. Hatta o izlediğim son klip tam bir fiyasko. 

Bunca harcanan para, emek, yetenek gibi olguları "tekrar" mantığı ile yitirmek oldukça kötü. Modernleşin arkadaş biraz. Ibanez gitardan çıkma solo gitar tonu yerine başka bir şey deneyin. Azıcık farklı bir vokal deneyin. Aynı davul riffleri, aynı düz ve zevksiz baslar. Gidip onların yüzüne bunu vursak adamlar sen gel bakalım sana biraz ders verelim der ve bana engin müzik bilgilerini aktarır. Hiç kuşkum yok ama yapmayın be abi. Emeğinize yazık. 

Siteye gelirsek ya hakkaten Anadolu Rock denen kavramın tanımı şu... 

"Anadolu Rock... Heavy Metal'in Türk uyarlaması ve arabesk duygusu katılarak, teknik olarak benzer renk ve kendine has tonundan vazgeçmekten korkan bir ressamın yeteneklerini saklamasıdır"

yada 

"Anadolu Rock... Hayatın da hiç JS Bach dinlememiş insanların olduğu topluluk veya İsmail YK ile JS Bach arasında kıyaslama yapan güzide bir oluşumdur" 

Hem site olarak hem de tarz olarak bir adım ileri gidemeyen bir oluşumun nedenini gerçekten merak ediyorum. Müziğe ne kattıklarını merak ediyorum. Size Cem Karaca, Erkin Koray gibi müthiş insanlar bir şey emanet ettiyse bunun üzerinden yıl 2009 hatta 2010 iken bile ihanet etmeyin ve bunun üzerinden prim yapmayın.

Artık kimse Haluk Levent olmak istemiyor. 

Siteyle ilgili tam bir fiyasko daha söylemeliyim. Post Rock kategorisine girdiğim de rastgele bir tane grup seçtim. Deşifre etmek istemiyorum. Belki buradan sevinirim diye... Madem ki bu kategoriye kendini uygun gördün. Kendini oraya koydun. Bir araştır arkadaşım Post Rock nedir diye? hayır araştırmıyorsun çünkü sen kendini orada alternatif rock kategorisine koyarsan binlerce grup arasından görünmezsin ama 10 kişi arasından görünürsün. Sizin müzikten anladığınız tek şey bu. Prim yapmak, sırtınızın sıvazlanması. Ohh yarasın aslanıma nidaları ile bir taraflarınızın havalarda dolaşması. Yapmayın arkadaş. Hadi onu yaptın kendini koydun Post Rock kategorisine bari grup hakkında kısmına Blues yapıyoruz deme. Mantalite olarak neredesiniz anlayamadım. Demoları dinledim hepten delirdim. 

Son söz;

Müzik yapmak gerçekten mükemmek bir şey. Bu işin hakkını vererek yapmak tüm hissiyatların en nicesidir. Lakin  zihin olarak hala gerilerde olmak ve müzisyenliği sadece yüksek metronomlarda dolaşarak çalmak zannetmek ben müzisyenim diyen insan için çok büyük kayıptır. Müzisyenlik sadece enstruman hakimliği değildir. Mental açıdan da kendini geliştirmektir. 


bir Sigur Rós - Njosnavelin melodisidir hayat

Posted by Mehmet Sinan Güvenç | Posted in , | Posted on 07:18

0

Hayaller ne zaman başlar?

Posted by Mehmet Sinan Güvenç | Posted in , , | Posted on 17:34

0


Dipte olmayan not:

bu yazıyı okurken dinlenebilir şarkı olarak

A Dancing Beggar / What We Left Behind / Our Distant Memories, Our I

tavsiye edilir...

Benim hayallerim 02:00 den sonra başlar. Bir resim karesinden anımsadım sabaha karşı hayatın başka bir anlamı olduğunu.

Düşünsenize gün ışığında herkes sokağa çıkabilir. Sokaklar gündüz işçidir ama akşam özgürdür. Nefes alırlar. Hiç dikkat ettiniz mi sokakların bahsettiğim saatten sonra ki kokusunu, havasını. İnceden bir rüzgar eser ve size siz olduğunu, hayallerinizi anımsatır. Size vaad edilen umutları yaşatır, derinleştirir. Hele bir de akşamdan yağmış olan yağmurun ıslaklığı hala asfaltın üzerine duruyorsa.

Sokaklar kendileri olduğu kadar diğer tüm varlıklarına da özgürlüğü tattırır.
Bazen sokak köpeklerinin pati seslerini duyarsınız. İşte o sesler de özgürdür o saatlerde. Gündüz duyamayacağınız seslerdir onlar.

Uykuda güzeldir tabi ama mesela sabaha karşı yola çıkmak yada gece yarısına doğru yola çıkıp sabahı yolda karşılamak. Anlatılmaz, tarif edilemez bir duygu.

Eğer seveceksem, özleyeceksem, umut edeceksem sokaklarda edeyim. Tek başıma kalayım o zaman diliminde, o sokakta, o yol da...

Güneşin doğuşunda

...

Karamelli ve Bütün Fındıklı Çikolatam, Kolam ve Post Rock

Posted by Mehmet Sinan Güvenç | Posted in | Posted on 04:56

0




Çikolatanızı nasıl yersiniz? Mesela çikolatam fındıklı ise direk ısırıp yemek yerine ağzımda eritip fındığa erişmenin ve ağır ağır bitirme zevkinin çok farklı olduğunu düşünüyorum. Tercih meselesi tabi... amma velakin fındıklı çikolatanın verdiği o müthiş tat için siz ne kadar ağır ağır yemek için mücadele etseniz de, sonunda 15 saniye içerisin de tüketmiş olursunuz. İşte Türkiye'de ki müzik anlayışı da böyle. Hem çok seviyoruz ağır ağır ve derinden dinleyip kavrıyoruz. Tüm biografileri, albümleri ezberlemeye çalışıyoruz ama çok çabukta tüketip tarihin derin sularına gömüyoruz ve şu an benim yaptığım gibi mesela yıllar sonra "aaa ne buldum. A-ha / Lifelines" diyebilirsiniz.

Piyasayı yakından takip ettiğimden beri ortada bir alternatif rock/ brit rock havası vardı. Zamanla o kesimin dinleyicileri ya da icraati ile uğraşanları metalin türevlerine kaydılar. Tabi kaydıkları tarz daha çok gothic, doom tabanlı metal türevleri oldu. Uzun bir süre böyle giderken gariptir ki bir müzik tarzı olmasına rağmen sadece giyim-kuşam olarak hayatımıza giren Emo Rock akımı girdi ve 12-17 yaş arasında ki herkesi alıp götürdü.

Piyasa için de bu tür kırılmalar sürekli oldu. Olmaya da devam edecek kuşkusuz. Şu an bir arayış için de olan piyasa yavaş yavaş kırılacağı yönü ufaktan hissettirmeye başladı. Bundan bir-iki yıl öncesine kadar Post Rock ya da daha genel adıyla Experimental (Deneysel) bir müzikten bahsettiğiniz de iğrenç olan "evet 5 mg sodyum nitrat, 10 mg sol notası" gibi espirilere maruz kalıyordu. Tabi onları suçlayamayız. Nihayetin de bilmedikleri bir olaydı. Bilenlerin ya da hayatın da en az bir kere dinleyenlerin verdiği tepki de aslında ne kadar ön yargılı olduğumuzu gösteren cinstendi.

Ercan: Hmm güzel müzik gerçekten, melodiler falan.
Rasim: Evet gerçekten öyle, ben çok severim bu şarkıyı
Ercan: Aynen film müziği gibi böyle sanki
Rasim: Doğru
Ercan: Ama sanki sözler de olsa tam olurmuş
Rasim: (hay sözlerine) ee yani tabi o da olur da bu tarz böyle!
Ercan: Yani bi süre sonra sıkıyor. Hep müzik falan. Eksik eksik...
Rasim: (muhabbeti değiştirmek lazım) ya boşver de onu hafta sonu işin var mı?...

Zamanla Ercanların da içine sinen bir tarz olma yolun da ilerlemeye devam etti post-rock. Şimdi gelinen noktaya baktığım da önceden değil bu tarzı anlatan bir yazı, grup ismi bile bulamazdınız (tabi Türkçe Kaynaklı)

Dikkat ediyorum yavaş yavaş artan bir post rock üzerine yazılıp, çizilen bloglar ve sürekli yeni keşfedilen gruplar var. Çok iyi hatırlıyorum espiri olarak "Yahu post rock dinleyen bir kız bulsam hemen evlenirim" diyordum. Bu yönden bakarsak artık evlenebileceğim bir dolu kız var. (hehe)

Velhasıl diyeceğim o dur ki bu popularite beni nedense hep rahatsız etmiştir. Bir gün bu tarz patlarsa ve ben bu bloga bişeyler yazmazsam bilin ki rahatsızlığımdandır. Hatta dinlemekten bile vazgeçebilirim. Önce ki yazılarım da cümle aralarına sürekli artık kendini tekrar eden grupların "Post-Modernist" kavramını yitirdiğinden bahsetmiştim ki bu popularite artmaya devam ederse bu virüs Türkiye'de müzik yapan bir çok kişiye de bulaşacak ve korkarım ki bu "Tekrar etme olgusu" hızla devam edecek. Bugüne kadar çok rastlamadım ama üretmekte sıkıntı çeken ama bu tarzı yapmak isteyen insanların cover post-rock grupları kurduğuna falan da şahit olabiliriz. Ki bu daha korkunç. Çünkü bahsettiğim Post Rock'ın bu tür bir özelliği kaldırabilecek bir yapısı olduğuna inanmıyorum.

Beni tanıyanların "ee kardeşim sen de bu oluşumların içindesin, eleştiriyorsun ama çalıştığın iki grupta da vokal yok" diyeceklerini biliyorum ve cevap vermek istiyorum. Evet iki grubumda da vokal yok şu an için ki ısrarla sorulan Düş Macunu neden vokalsiz sorusuna da yanıt vermiş olayım bu vesile ile... Daha önce konuk olduğumuz iki radyo programında da bahsettik. Grupta üç tane vokal var ki bunların için de Asaf Sarıca bu işi profesyonel olarak Dinar Bandosun da aktif olarak devam ettiriyor. Geçmişte Fırat'ın ve Sinan'ın da benzer tecrübeleri olduğunu da sık sık hatırlatıyoruz. Şu an yok ama ileri de mutlaka vokalli bişeyler de gelecektir. Şu an sadece güzel müzik yapmayı düşünüyoruz ki grubun genel anlayışı olarak bir Post-Rock grubu olarak anılmak rahatsız ediyor gibi bir olgu var. Zamanla daha Progressive bir hale bürünebilir. Diğer grubum ile ilgili de evet Post-Rock yapmak için kurduk ama hiç alakasız bir tarz yapıyoruz ki çok sık bahsetmek ve merak uyandırmamak için bahsetmiyoruz sağ da, sol da çünkü hani biz bunu yapıyoruz diyebileceğimiz ne bir kayıdımız, ne de bir konserimiz var. Stüdyo da ve ev de sürekli çalışma halindeyiz.

Özetle tüm problem dinleyenlerin post-rock'ı farklı algılayıp, yorumlaması ile ilgili. "Ben bugün bunalımım ohh açayım da kafam daha çok bulansın" diye triplere girilmesi. Be güzel kardeşim sen bahane arıyorsun. Arama gir bunalımına kimse bişey demez. Müzik icra edenlerden gelecek en büyük korkum ise aradan 3 gün geçtikten sonra hatırlamayacağı bir post-rock bestesi yapması, kendini sürekli tekrar etmesi ve yabancı post-rock gruplarının etkisi altın da kalması.

Tabi bunlar olmazsa eğer tabi ki popüler olmasında da çok büyük bir ziyan olmaz. İyi yanlarından bakmak lazım hayatımıza post modern olma kavramı girse çokta güzel olur kanımca.

Rutinleşen hayatımıza renk gelir.

Dipnot: Kola*


Kola bir emperyalist üründür. Piyasaya girer, hızlı tüketimi aşılar ve tüketimi vazgeçilmez kılar, doyumsuzluğu öğretir. Tüketirken de bağımlılık yapar.

Kapitalizmin içeceğini soğuk içiniz.


Ohh yarasın.

Rüzgar-Motif

Posted by Mehmet Sinan Güvenç | Posted in , | Posted on 11:23

0



Bugün yeni bir beste yaptım. Dün başlayıp bugün noktaladığım bir beste.

Kafam da çok şey vardı. JS Bach, King Crimson, İsmimin sağ da - sol da tellaffuz edilmesinin verdiği rahatsızlık, eskiye dönüp baktığım da bıraktığım kırıklıklar, fazlaca yağan yağmur, ıhlamur, domuz gribi ile ortalığa yayılan obsesif haller, türlü türlü paranoyalar ...

1-2 haftadır doğru düzgün gitar çaldığımı da iddaa edemem. Aslında bunu biraz da bilinçli yapmaya başladım. Yeni bi beste yapacağım zaman genellikle alakasız şeyler dinlerim. Dün mesela Yakup Ekin, Kenan Doğulu, Yıldız Tilbe dinledim. Panzehir gibi düşünün. King Crimson ile dolmuş beynimi boşalttım böylece. Tabi elime gitarı aldığım da ise o aklımı alan melodi çıktı ortaya. Şu an size o besteyi dinletebilme imkanım olsaydı "hadi canım, yakup ekin dinledin ve bu melodi mi çıktı ortaya" diyeceksiniz. Hak veririm ben de olsam ben öyle düşünürdüm çünkü.

Neyse efendim. Beste yapmak kolay mı değil mi bilmiyorum. Lakin biliyorum ki mantığı yerine duyguları ile yaşamayı tercih etmiş insanlar için çokta zor değil.

Daha önce herhangi bir beste ile ilgili böyle bir yazı göndermedim bloguma. Bu sefer yazmak istedim. İçimde ki bu garip hisleri açıklamaz belki ama bugün heralde 100 e yakın tekrar tekrar dinlemişimdir. Tabi dinledikçe düzelttim. Son halini verdim şimdilik. Yağmurun Bukalemun Etkisi'ne yakışacak bir beste olduğu kanaatindeyim. Uğurcan'ın yaptığı yorum gibi "dumura uğratacak" nitelikte birşeyler oldu.

Neden Rüzgar-Motif?

Açıkçası besteyi yaparken için de biraz arabesk nağmeler olmalı ön yargısıyla yaptım -ki bu Halil'le aldığımız bir karardı. O yüzden o ruhu yaşamak istedim. Besteyi ilk dinlediğim de böyle osmanlı dokularıyla bezenmiş çevreler geldi gözümün önüne. Alıntılar birbirini kovaladı. Motif bu dokuların ismi oldu. Tabi bu motif kelimesi ebruli sanatını andırdı bana. Rüzgar ise bu olayın süsü gibi çöktü üstüne Motif'in.

Rüzgar-Motif'in ilk ağızdan çıktığı an da hikayesi de belirdi zihnimde. Rüzgar'ın altın da Ebru yapan yaşlı bir adamın şarkısı olmalı dedim. Böyle geniş düz bir arazi, etrafta fazla ağaç yok. Adamın o rüzgar ile ebruya şekil verdiğini hissettim. Saçları dökülmüş, sakalı ağarmış bir adam bu. Hafif sıyırmış olma ihtimali de yüksek.

Şimdi aşırı miktar da dredg dinlediğim den ötürü leitmotif albüm isminden esinlediğimi falan düşünenler olur. Siz söylemeden ben söyleyeyim. Öyle bir düşünce ile koymadım bu ismi.

Neyse efendim, böyle işte. Oldukça heyecanlı ve duygusal bir durumdayım. Bu şarkı ne zaman çalınır, kaydedilir, yayınlanır. İnanın ben de bilmiyorum. Lakin bunu çok istiyorum.

Sevgiyle, Esen Kalın!
(...)

Albümlerde ki Seri Şarkılar

Posted by Mehmet Sinan Güvenç | Posted in , , , , | Posted on 14:35

0


Tam olarak teknik bir tanımı var mı bilmiyorum. Varsa lütfen düzeltin beni. Vereceğim örnekler de çok daha iyi anlarsınız. Lakin özetliyim. Albüm de bir başlık altın da toplanıp, farklı tanımlamalar yapılan şarkılar var ve bu şarkıların boyutları genellikle ufak ve tam manasıyla şarkı niteliği taşımıyor. Daha fazla deneysel ve konsept.

Örneğin;




King Crimson - In the Wake of Poseidon

Peace Serisi;

Peace: a Beggenning
Peace: a Theme
Peace: an End


Camel - Nude

The Last Farewell Serisi;

The Last Farewell: The Birthday Cake
The Last Farewell: Nude's Return



Dredg - El Cielo

Brushstroke Serisi;

Brushstroke: New Heart Shadow
Brushstroke: Walk In The Park
Brushstroke: Reprise
Brushstroke: An Elephant In The Delta Waves

Dredg - Leitmotif

Movement Serisi;

Movement I: @45N. 180W
Movement II: Crosswind Minuet
Movement III: Lyndon
Movement IV: RR
Movement V: 90 Hour Sleep

Dredg - The Pariah, The Parrot, The Delusion

Stamp Of Origin Serisi;

Stamp Of Origin: Pessimistic
Stamp Of Origin: Ocean Meets Bay
Stamp Of Origin: Take A Look Around
Stamp Of Origin: Horizon

Mesela Pink Floyd'da bir çok albümün de benzer hadiseleri yapmış ama Part olarak ayırmış.

A Momentary Lapse of Reason albümün de iki adet seri şarkı vardır. "New Machine, Part". 1 ve "New Machine, Part 2" şeklin de.

Albümlerin enteresan yanlarını seviyorum.

Aklıma geldikçe blog'a eklerim.

(...)

Scythelence: Hava Durumuna Göre İdeal

Posted by Mehmet Sinan Güvenç | Posted in , , , | Posted on 03:27

0


Eğer hava durumunu ben sunsaydım şöyle derdim:

Evet sevgili İstanbullular bugün İstanbul'da Yağmurlu ve Soğuk hava hakim. Hatta yer yer keşfi doğru yapanların evlerinin tepesin de bir Ambians ve Yaylılar grubu müthiş konserler veriyor.

Scythelence;

Bu tanımlama için uygun bir hareket. Ne biliyorsun diyeceksiniz bu adam hakkın da vallahi ne yalan söyleyeyim hiç birşey bilmiyorum. Klasik müziğe sardığım bu günler de Neo-Classical / Ambient tanımlasını görünce bu da ne ola ki? diye atlayıp, indirdiğim bir adam ve Post-Romantic Syndrome albümü.

Tek başına, Myspace adresin de ki resimleri görünce aaa aynı Gökhan Kırdar dediğim adam. Bizim Gökhan Kırdar'ın Rus hali.

Müzikleri ise tanımlamaya uygun şekil de gerçekten ben ilk defa dinlesem Ambient'i direk yapıştırırdım. Lakin Neo- ibaresi bana hep ucu açık geldiğinden boş bırakabilirdim. Abimiz hakkaten adamı öldürecek kadar ambient'e boğmuş. Ama diyorum eğer kafanız gerçekten bulanıksa açıp dinleyeyim demeyin. Çok ciddiyim. Tehlikeli bir müzik nihayetin de.


http://www.myspace.com/scythelence

Myspace adresin de albümü ücretsiz olarak indirebileceğini linkler mevcut.
(...)

65daysofstatic: Filmde ki hızlandırılmış kareler

Posted by Mehmet Sinan Güvenç | Posted in , , | Posted on 11:49

0


Geç gelmiş bir yazıdır. Grup ile tanışmam o kadar eski ki nerden baksanız 1,5 yıl vardır. Hep niyetleniyorum yazmalıyım, yazmalıyım. Sonra diyorum yok dur daha yeteri kadar done yok elinde.

Artık yeter diyorum ve hala tanışmadıysanız ....

"65daysofstatic"

Şaşırılmayacağı üzere İngiltere/Sheffield tan çıkmış en kısa anlamın da Post-Rock grubudur. Tabi olayı deşince sadece post rock grubu olarak bakmıyorsunuz. Özellikle davcuları Rob Jones'un öyle garip bir performansı vardır ki Math-Rock denen hadisenin sanırım en iyi 3 örneğinden birini gösterir. Bu Rob amcamızın tekniği gerçekten takdire şayandır. Aksini iddaa edemicem, gitarlardan çok davullarını dinliyorum. Bir sıralama varsa bu 65daysofstatic için davullar,gitarlar ve bas şeklindedir kuşkusuz.

İsimlerini bir John Carpenter filminden almıştır.

The Fall of Math, One Time for All Time, The Destruction of Small Ideas ve son olarak bu yıl için de Escape From New York albümlerini çıkartmışlardır. -ki söylemeden edemeyeceğim son albümde ki await rescue inanılmaz bir
parçadır.












Tabi albümlerin dışında da bir çok EP ve çalışmaları mevcuttur. Myspace adreslerin de bir çok video ve şarkı vardır.



"Farklı şeyler dinlemek istiyorum" diyenlere öncelik olmak birlikte tabi tüm herkese tavsiye etmek boynumun borcudur.